Haber

Sosyal medyayı bıraksanız, daha fazla kitap okur muydunuz?

Günümüzde çoğumuzun aklından aynı şeyler geçiyor: şu kahrolası telefonlarımıza bu kadar düşkün olmasaydık, muhakkak asıl benliğimizin kilidi açılıverirdi:…

“`html

Akıllı Telefonların Hayatımız Üzerindeki Etkisi

Bugün birçok kişi akıllı telefonlarla bağımlı hale gelmiş durumda. Eğer bu gizemli cihazlara bu kadar bağlanmasaydık, belki de içsel huzurumuzu daha kolay bulabilirdik. Daha fazla yürüyüş yapar, çocuklarımızla daha fazla kaliteli zaman geçirir, başkalarının elde ettiği başarılar karşısında hissedilen kıskanılardan uzak durabilirdik. Ancak, telefonumu kırıp AppleCare’i aramamak hayatımı nasıl etkilerdi? İyi bir sporcu ya da çocuklarıyla keyifli vakit geçiren bir baba olabilir miydim? Zamanın ruhunu yansıtan etkileyici filmler çekebilir, büyük romanlar okuyabilir miydim?

Akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılığına dair hissettiğimiz rahatsızlık giderek artıyor. Bu durumdan ben de etkilendim; özellikle geçen yaz, kitabımın teslim tarihi yaklaştığında sosyal medyayı terk ettim. Önce X’i bıraktım, ardından Instagram ve TikTok’tan uzaklaştım. Bilgisayar başında geçirdiğim süreyi azaltmak istemedim ancak haftalık ekran süremin azaldığını görmekteyim. Dilimi yazmak için kullanmam gereken süreyi, sürekli boş uygulamalar üzerinde harcamak istemiyordum.

Yaptığım sosyal medya detoksu, kitabımın ilk taslağını zamanında bitirmeme yardımcı oldu. Ancak sosyal medyadan uzaklaşmanın daha fazla kitap okumama neden olacağını düşünmüştüm; bu etki, pek de belirgin olmadı. Okuyacağım birçok kitaba ulaşmak zorlaştı. Bilgilere erişmenin kolaylaştığı günümüzde, ilgi alanımıza uygun eserleri bulmak daha da yaygın. Bu durum, zamanla okuma alışkanlıklarımızı etkiliyor.

Sosyal medya üzerindeki endişeler genel olarak şu şekildedir: Kullanıcılar, dopamin salınımına bağımlı hale gelir ve bu da kitap okuma becerisinin azalmasına yol açar. Okulumuz yaşadığımız dönemde, 8-18 yaş grubundaki çocukların yalnızca beşte birinin boş zamanında kitap okuduğu yönündeki istatistikler hiç de iç açıcı değil. Ayrıca, yetişkinlerin kitap okuma oranı da son yıllarda belirgin bir düşüş gösterdi.

Bu sonuçlar, insanların kitap okuma alışkanlıklarının azaldığını mı gösteriyor? Aslında, tarih boyunca okumaya verilen zamandan daha fazlasını bugün yapıyor olabiliriz. Belki kitap okuma oranları düşüyor, ama internet üzerinden bilgiye ulaşmak gün geçtikçe kolaylaşıyor. Bugün bilgiye ulaşmak için kitaplara başvurmaktan çok sosyal medya üzerinden paylaşım yapanların önerilerine yöneliyoruz.

Peki, bu tüm soruları yanıtlarken yeterli mi? Muhtemelen değil; zira çoğumuz cihazlarımıza daha fazla bağımlı hale geliyoruz. Okuryazarlığın tanımını değiştirmeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Hayali bir karakter düşünelim; Dave adında, yoğun iş temposuyla çalışan bir avukat. Askere olan ilgisi nedeniyle internet üzerinden kendi beğenilerine uygun kitap önerileri aramaya başlıyor. Bu süreçte, daha selektif hale geliyor ve belki de daha eğitici içeriklere yöneliyor. Fakat, topluluklarında tartışmalara katılmadan yalnızca internet üzerinden bilgi almayı tercih ediyor. Son olarak, elinde tuttuğu kitap sayısını azaltmasına rağmen, edindiği bilginin kalitesizleşipleşmediği üzerine düşünmesi gerekebilir.

Bir diğer merak edilen soru: Çevrimiçi deneyimlerimiz yüz yüze kitap kulübü gibi paylaşım kültürünü aşılayabilir mi? Başka bir deyişle, internet üzerinden anında ulaşabileceğimiz bilgilere yoğunlaşma, düşüncelerimizi köreltiyor mu?

Celine Nguyen’in yazılarında dikkat çeken noktalardan birisi, sosyal medyanın daha verimli okumayı mümkün kılabileceği yönündeki görüşü. İnsanların çok sayıda bilgiye kısa sürede erişmesini sağlayarak okuma deneyimlerini zenginleştirdiği söyleniyor. Örneğin, TikTok üzerindeki BookTok topluluğu, kitap önerileri ile toplumun okuma alışkanlıklarını değiştirmiştir.

Peki, bu durumda okuma kültüründeki değişim bir iyileşme sayılabilir mi? Belki bazıları daha fazla kaliteli içeriğe yöneliyor ve kitap kulübü gibi sosyal etkileşimler eksik kalıyor. Ancak toplulukların beyin fırtınası için önemli bir yere sahip olduğunu unutmayalım.

Sonuç olarak, sosyal medya ve dijital platformlar, okuma alışkanlıklarımızı etkileyebilir. Ancak bu platformların sunduğu kolaylıklar, aynı zamanda bireylerin zenginleşmiş etkileşim fırsatları sunması açısından göz ardı edilemez. Eğilimler değişse de, kaliteli edebi eserler ve okuma deneyimleri üzerine düşünmeye devam etmek zorundayız.

Desteğiniz Bizim İçin Değerli
Türkiye gibi ifade özgürlüğünün tehdit altında olduğu bir ülkede, kaliteli yayıncılığın önemini biliyoruz. Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için büyük bir anlam taşıyor. İmkanınız dahilinde, katkı sunarsanız çok mutlu oluruz. Teşekkür ederiz!

“`