“`html
Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – 2013’ün Nisan ayında inşaatı tamamlanan Arslan Apartmanı, kendisine bir yaz dönemi boyunca yeni sahiplerini beklemişti. Ancak, 12 yıllık bir geçmişe sahip bu yapının dün aniden çökmesi, birçok kişi için korku ve şaşkınlık yarattı. Yapının çöküşünü sorgulayan herkeste, acı verici sorular sıralanıyor. Binanın tamamlanmasının ardından eczane olarak kullanılan dükkân, daha önce bir kebapçıya ev sahipliği yapmış ve bu işletme yaklaşık bir yıl boyunca faaliyette bulunmuştu. Ardından, fırın ekipmanları çıkartılarak dükkân eczane olarak yeniden düzenlendi. Son günlerde, eczanenin köşe kolonlarından birinin kaplamasının hasar gördüğü gözlemlendi. Görünüş olarak belirgin bir eğilim sergilemeyen bu yapı, aslında inşasının ilk yılından itibaren her geçen gün daha çok çökmekteydi. Temel ve zeminde oluşan çatlaklar, zamanla daha belirgin hale geldi. Acaba bu yapıyı yıkıma sürükleyen faktörler nelerdi? Yıkımdan önceki dönemde ipuçları görülebilir miydi? AFAD Deprem Bilim Kurulu Üyesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi Deprem ve Yapı Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve İnşaat Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Can Altunışık ile Karadeniz Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Şevket Ateş, Arslan Apartmanı’nın çöküşünü Milliyet.com.tr’ için değerlendirdi.

Gebze’de çöken Arslan Apartmanı’nın 2014 ve 2025 yıllarına ait görünümü. Önceki yıllarda kebapçıya ait ekipmanların varlığı dikkat çekiyor.
2013’TE İNŞA EDİLDİ! FIRININ VERDİĞİ HASAR MÜMKÜN MÜ?
Arslan Apartmanı’nın yerinde bulunan eski yapının yıkılmasıyla başlayacak olan sürecin, 7 katlı yeni binaya ev sahipliği yapacağı kimsenin aklına gelmezdi. Nisan 2013’te kaba inşaatı tamamlanan bina, aynı yıl ağustosta yeni sakinlerini ve kebapçı dükkânını karşılamayı bekliyordu. Prof. Dr. Şevket Ateş, inşaatın başlangıcından beri yapıda gözle görülür detayların bulunduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Ateş konuyla ilgili şunları belirtti: “Eczane sahipleri, girişteki mermer kaplamalarının çökmekte olduğunu söylemişti. Bina, yan yatmış durumda. Bu, ani bir çöküş yerine zemin oturması ya da temel kayması gibi bir sürecin etkili olduğu izlenimini veriyor. Betonun dayanımında eksiklik ya da dış müdahaleler gibi durumların araştırılması gerekli. Ancak enkaz görüntülerinde ‘bina en-boy oranı’ dikkat çekici. Planın detayları incelenmeli. Bina yaşına bağlı olarak zemin oturmasının gerçekleşmesi beklenmeliydi. Zemin oturması, yapının kısa kenar yönünde daha fazla hareket etmesine yol açabilir. Eğer zemin, farklı bölgelerde değişken taşıma gücüne sahipse, bu durum yan yatmalarla sonuçlanır.” Çatışmaların olduğu yapıda, bir yıl süreyle fırının bulunmuş olması dikkat çekiyor. Peki, fırının etkileri neler olabilir? Prof. Dr. Ahmet Can Altunışık şöyle ifade etti:
“Uzun veya kısa süreli sıcaklık değişkenlikleri, betonun yapısında bozulmalara ve dayanım kayıplarına yol açabilir. Sıcaklık etkisi, beton içindeki donatıların mekanik özelliklerini etkileyebilir. Zemin katında bu tür fırınların varlığı, yapının ana taşıyıcı elemanları olan kolon ve kirişlere olumsuz yönde tesir ederek, başlangıçta yerel sorunları ortaya çıkarsa da, sonucunda tüm yapının çökmesine neden olabilir. Eğer binada sıcaklık etkisi yaratacak bir alan tasarlanacaksa, bu alanın betonarme elemanları uygun koruyucu malzemelerle kaplanmalıdır.”

Çökme meydana gelen kolonlardaki hasarlar, kaplama ve zeminde ortaya çıkan deformasyonları gösteriyor.
ÇATLAK TESTİ İLE GÜVENLİĞİ SAĞLAYIN
Bir yapıda çatlakların acil müdahale gerektirip gerektirmediğini belirlemenize yardımcı olabilecek bazı belirti ve işaretler mevcuttur. Pek çok araştırma, 2 mm’den daha dar çatlakların takip edilmesini, daha derin çatlakların ise bir uzmanla görüşülmesini önermektedir. Herhangi bir çatlakla karşılaştığınızda, 2023’ten önce üretilmiş 1 lira ile test edebilirsiniz; bu para, 1.97 mm kalınlığındadır ve çatlağın boyutu hakkında bilgi verebilir. Ancak, 2023 sonrasında üretilen 1 lira 1.67 mm kalınlığında olduğu için bu husus dikkate alınmalıdır. Prof. Dr. Şevket Ateş, Arslan Apartmanı’nın çöküşü için “Giriş katının yüksekliği yumuşak kat etkisi yaratabilir. Bu durum, özellikle deprem veya zemin oturması gibi yük etkilerinde, üst katlarla kıyaslandığında daha zayıf kalmasına neden olur. Giriş katlarının ticari kullanım alanları, taşıyıcı sistemde değişiklikler yapılıyorsa, yapının dayanıklılığını zayıflatır. ‘Temel kısmının belirli bir yarısının farklı şekilde tasarlandığı’ durumu, kademeli temel sistemi olarak adlandırılır; bu da temel süreksizliğini oluşturur. Zemin özelliklerindeki farklılıklar, bina davranışını etkileyebilir; bu da bir tarafın daha fazla oturmasına ve yan yatmasına yol açabilir.”
Prof. Dr. Ahmet Can Altunışık, duvar bölmeleri ve kat yüksekliklerinin yapının sağlamlığı üzerindeki etkisini de değerlendirdi: “Binanın zemin katının üst katlara göre yüksek olması, bu katın daha zayıf olmasına sebep olmaktadır. Bu durum binalarda düzensizliklerin ortaya çıkmasına yol açabilir. Tasarım aşamasında, deprem yönetmeliğinin şartlarına dikkat etmek gerekir. Özellikle zemin katta, bu durumu önleyebilmek için, zemin kat kolonlarının boyutunu üst katlarla oranlayarak sağlamlık ve direnç koşullarını artırmalıyız. Yapının eczane tarafına devrilmiş olması, sıkça karşılaştığımız bir durumdur. Zemin katın ticari olarak kullanılması, üst katlarda bölme duvarlarının eksik olmasına sebep olur ve bu durum zemin katın zayıflamasına neden olur.”

Sağda 2025, solda 2014’e ait görüntülerde, çatlakların zaman içindeki artışı gözlemleniyor. Prof. Dr. Şevket Ateş, “Zamanla gelişen çatlakların betondaki sünme olayına bağlı olarak belirti vermeye başlamış olması mümkündür. Bu durum, ek yüklenmeler de tetiklenerek çöküşü meydana getirebilir” demekte.

Solda 2025, sağda ise 2014 yılına ait çatlağın boyutunu gösteren görsel öne çıkıyor.
PROBLEM SADECE KOLON DEĞİL…
Yana yatan binalarda en sık sorulan sorulardan biri, cepheünde kolon-kiriş düzeninin mühendislik kurallarına aykırı bir şekilde değiştirilip değiştirilmediğidir. Ancak, birçok durumda yapıların başlangıçta kötü tasarlandıkları dikkate alındığında, en küçük bir dış etkiye bile hassas hale gelebilirler. Prof. Dr. Şevket Ateş, yapının bölümlerinin yıkıma neden olup olamayacağını şu şekilde ifade etti: “Eğer yapının bir kısmı sonradan değiştirilmişse (örneğin cephe, döşeme, kolon güçlendirme), bu durum material uyumsuzluğu, zayıf bağlantılar veya taşıyıcı sistem süreksizliği yaratabilir. Tüm yapıyı kapsayan güçlendirme projeleri yapılmalı; aksi halde kısmi değişiklikler ciddi sorunlara yol açabilir. Dairelerde yapılan tadilatlar ve duvar değişiklikleri bile yapının davranışını etkiler. Bu gibi müdahale seçimleri, özellikle eski ve yeni yapı birleşimlerinde kesme kuvveti yoğunlaşması riskini artırabilir. Bir kenarın diğerine göre kısmen kısa olması, zemin oturması ve yatay yük etkilerinde, yapının o tarafta daha zayıf davranmasına ve yan yatma davranışlarına yol açabilir.”
Yıkım süreçleri değerlendirilirken göz önünde bulundurulması gereken birçok faktör ve işaret bulunmaktadır. Bunlardan biri de kolon kiriş düzeninin doğruluğunun kontrol edilmesidir. Ne kadar çok kolona sahip olunursa olunsun, yapının doğru yerinde ve doğru bir biçimde konumlandırılamıyorsa yıkım kaçınılmaz olabilir. Prof. Dr. Ahmet Can Altunışık, açıklamalarını şöyle sonlandırdı:
“Balkonlar yapıdaki konsol elemanlardır; eğer uygun geometrik koşullara göre tasarlanmışlarsa, diğer elemanlara aktaracakları yükler dikkate alınmalı ve statik anlamında sorun teşkil etmemelidir. Ancak, her katta farklı kolon-kiriş taşıyıcı sistem düzenleri kullanılması, yapı tasarımında kaçınılması gereken bir durumdur. Biz inşaat mühendisleri olarak, binalarımızın mümkün olduğunca simetrik taşıyıcı sistemlere sahip olmasını sağlamalı ve düşey taşıyıcı sistem elemanlarının (kolonların) kirişlerle tam olarak bağlı olmasını, yüklerin döşemelerden kirişlere, kirişlerden kolonlara ve kolonlardan temellere doğru düzgün bir şekilde aktarılmasını istiyoruz. Bu nedenle, binalarımızı bu prensiplere uygun olarak inşa etmektir. Kolonların bazı katlarda kesilmesine izin verilmesi, tasarım aşamasında dikkate alınmadıkça yapının yük aktarımında ciddi sorunlara yol açabilir. Özellikle deprem gibi dinamik yük durumlarında, bina içindeki yer değişiklikleri ve ek yükleme sonuçları, taşıyıcı sistem elemanlarında beklenmeyen gerilmelere ve yerel çökme başvurularına neden olabilir.”
“`